Son günlerde küresel finans ve kripto piyasalarında önemli gelişmeler yaşanıyor. ABD’de Spot Bitcoin ve Ether ETF’lerinden 755 milyon doları aşan rekor çıkış gerçekleşirken, bu durum yatırımcıların artan piyasa oynaklığı ve ekonomik belirsizlikler karşısında temkinli hareket ettiğini ortaya koydu. Buna karşın BlackRock’ın iShares Bitcoin Trust (IBIT) fonu gibi bazı ürünlerde yatırımcı ilgisinin korunduğu görüldü. Türkiye’de ise TÜİK’in Eylül 2025 verilerine göre Tarım-ÜFE yıllık bazda %46,83 artarak üretim maliyetlerindeki baskının sürdüğünü gösterdi. Özellikle gübre, enerji ve taşımacılık fiyatlarındaki yükseliş, gıda enflasyonunun önümüzdeki aylarda da gündemde kalacağına işaret ediyor.
ABD tarafında ise Kaliforniya Valisi Gavin Newsom’un imzasıyla yürürlüğe giren yasa, sahipsiz kripto varlıkların zorla tasfiye edilmesini yasaklayarak dijital mülkiyet haklarında yeni bir dönemin önünü açtı. Bu düzenleme, kriptoyu yalnızca bir yatırım aracı değil, yasal olarak tanınan bir dijital mülkiyet biçimi olarak ele alması açısından tarihi bir adım olarak görülüyor. Benzer şekilde Japonya da kripto piyasasında içeriden bilgiyle ticareti yasaklamaya hazırlanıyor. Yeni regülasyonun, yatırımcı güvenini artırarak dijital varlık piyasalarını geleneksel finansla aynı denetim çerçevesine taşımayı amaçladığı belirtiliyor.
Siyasi cephede, eski ABD Başkanı Donald Trump ve ailesinin son bir yılda kripto girişimlerinden 1 milyar doların üzerinde kazanç elde ettiği bildirildi. Trump markasını taşıyan token’lar ve World Liberty Financial gibi girişimler, aileye hem finansal hem politik anlamda ciddi bir etki kazandırdı. Bu gelişme, kripto ekonomisinin yalnızca finansal değil, aynı zamanda politik bir güç alanına dönüştüğünü de gösteriyor.
Finans dünyasında ise BlackRock CEO’su Larry Fink’in açıklamaları öne çıktı. Fink, geleceğin finans sisteminin tokenizasyonla şekilleneceğini belirterek, hisse senetleri, tahviller ve gayrimenkullerin dijitalleştirilmesinin genç yatırımcıları piyasaya çekeceğini söyledi.
Şirketin 2,8 milyar dolarlık BUIDL fonu, şu anda dünyanın en büyük tokenize edilmiş nakit fonu konumunda. Ayrıca BlackRock’ın Bitcoin ETF’i 100 milyar dolarlık yönetilen varlık seviyesini aşarak sektörde rekor kırdı. Tüm bu gelişmeler, kripto varlıkların artık küresel finans sisteminin kalıcı bir parçası haline geldiğini ve dijitalleşmenin yatırım dünyasında yeni bir çağ başlattığını açıkça gösteriyor.

Hafta sonu boyunca yaşanan sert fiyat dalgalanmalarının ardından, ABD’deki spot Bitcoin ve Ether borsa yatırım fonlarından (ETF) toplamda 755 milyon doları aşan çıkış gerçekleşti. Bu gelişme, kripto piyasasında artan oynaklık ve yatırımcıların güvenli liman arayışının bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Piyasalarda yaşanan büyük likidasyonların ardından yatırımcıların önemli bir kısmı riskten kaçınarak pozisyonlarını kapatma yoluna gitti.
Bitcoin ETF’lerinden 300 milyon doların üzerinde çıkış yaşanırken, Ether tarafında bu rakam 400 milyon doları aştı. Uzmanlar, bu tabloyu son dönemde artan kaldıraçlı işlemlerin yarattığı baskıya ve küresel ekonomik belirsizliklerin yeniden gündeme gelmesine bağlıyor. ABD-Çin ticaret gerilimlerinin yanı sıra faiz politikalarındaki belirsizlikler de kripto varlıklar üzerinde baskı yaratıyor.
Bununla birlikte, tüm fonlardan çıkış yaşanmadı. Bazı yatırımcılar uzun vadeli güvenli liman olarak gördükleri BlackRock’ın iShares Bitcoin Trust (IBIT) gibi fonlarda pozisyonlarını korumayı tercih etti. Bu durum, yatırımcıların kısa vadeli dalgalanmalardan çekinse de, Bitcoin’e olan uzun vadeli inançlarının sürdüğünü ortaya koyuyor.
Analistler, bu tür çıkışların kripto piyasalarında geçici etkiler yaratabileceğini, ancak temel dinamiklerin bozulmadığını vurguluyor. Özellikle spot ETF’lerin piyasada kalıcı yer edinmesiyle birlikte, sermaye akışlarının önümüzdeki haftalarda yeniden denge bulması bekleniyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Eylül 2025’e ilişkin Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (Tarım-ÜFE)verilerini yayımladı. Rapora göre endeks, yıllık bazda %46,83, aylık bazda ise %5,80 oranında yükseldi. Bu artış, tarımsal üretimde maliyet baskısının giderek güçlendiğine işaret ediyor. Özellikle gübre, enerji ve taşımacılık maliyetlerindeki artışlar, üreticilerin üzerindeki yükü önemli ölçüde artırmış durumda.
Alt kalemlere bakıldığında, tarım ve avcılık ürünlerinde aylık bazda %6’nın üzerinde artış kaydedilirken, ormancılık ürünleri ve balıkçılıkta da yükseliş devam etti. Meyve grubu ürünlerinde yıllık artış oranı ise %150’nin üzerine çıkarak dikkat çekti. Bu durum, tüketiciye yansıyan gıda fiyatlarındaki artışın önümüzdeki dönemde devam edebileceği yönünde sinyaller veriyor.
Ekonomistler, Tarım-ÜFE’deki bu yükselişin Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) üzerinde yukarı yönlü baskı yaratabileceğini belirtiyor. Üretici maliyetleri arttıkça, bu farkın perakende fiyatlara yansıması kaçınılmaz hale geliyor. Gıda enflasyonu, özellikle dar gelirli kesimler üzerinde ek bir yük oluşturabilir.
Sonuç olarak, Tarım-ÜFE verileri hem üretici hem de tüketici tarafında yeni bir fiyat artışı dönemine girildiğini gösteriyor. Uzmanlar, maliyetlerin azaltılması ve üretim verimliliğinin artırılması için destekleyici politikaların önemine dikkat çekiyor.

Kaliforniya Valisi Gavin Newsom, dijital varlık dünyasında önemli bir ilke imza attı. Newsom tarafından imzalanan SB 822 yasası ile Kaliforniya, ABD’de sahipsiz kripto varlıkların zorla tasfiye edilmesini yasaklayan ilk eyalet haline geldi. Bu yasa, özellikle uzun süre işlem görmeyen kripto hesaplarının devlet tarafından nakde çevrilmeden, “kripto formunda” korunmasını zorunlu kılıyor. Böylece kullanıcıların dijital varlıkları, değeri düşmeden ya da vergiye tabi hale gelmeden saklanabilecek.
Yasanın amacı, kriptoyu geleneksel finansal mülk yasalarıyla uyumlu hale getirirken, dijital varlık sahiplerini beklenmedik vergi yüklerinden korumak. Daha önce birçok eyalette, sahipsiz kalan varlıklar nakde çevrilip değeri itibari para olarak kişiye iade ediliyordu. Ancak kripto varlıkların bu şekilde satılması, sahipleri için sermaye kazancı vergisi gibi karmaşık sonuçlar doğurabiliyordu. Kaliforniya’nın yeni düzenlemesi, varlıkların orijinal haliyle korunmasını sağlayarak bu riski ortadan kaldırıyor.
Yeni yasa kapsamında, kripto borsaları ve saklama hizmeti veren platformlar, belirli bir süre boyunca hareketsiz kalan hesap sahiplerine ulaşmak zorunda. Kullanıcıya, varlıklarının “sahipsiz” statüsüne geçmeden önce yeniden erişim sağlama veya hesaplarını güncelleme hakkı tanınıyor. Eğer bu sürede yanıt alınamazsa, varlıklar devlet kontrolüne devrediliyor — ancak satılmadan, dijital formda tutuluyor.
Kaliforniya’nın bu adımı, kriptoyu yalnızca bir yatırım aracı değil, hukuken tanınan bir dijital mülkiyet biçimi olarak ele alması açısından da dikkat çekiyor. Uzmanlar, bu modelin diğer eyaletlere örnek olabileceğini ve ABD genelinde kripto sahipliğinin yasal zemininin güçlenmesine katkı sağlayacağını belirtiyor. Bu gelişme, dijital varlıkların finansal sistemdeki yerini sağlamlaştırırken, bireysel mülkiyet haklarının da yeni dijital çağda nasıl korunabileceğine dair önemli bir örnek oluşturuyor.

Japonya, finansal piyasalarda uzun yıllardır uygulanan içeriden bilgiyle ticaret yasağını kripto para piyasalarına da taşımaya hazırlanıyor. Hükûmetin gündeminde olan yeni düzenleme, geleneksel menkul kıymet piyasalarındaki denetim modelinin dijital varlıklar için de geçerli olmasını hedefliyor. Böylece kripto piyasalarında işlem yapan kişilerin, henüz kamuya açıklanmamış bilgilere dayanarak kazanç elde etmeleri suç kapsamına alınacak.
Ülkenin mali düzenleyicileri, özellikle son dönemde artan kripto yatırımcı sayısı ve piyasa manipülasyonlarına yönelik şikayetlerin ardından harekete geçti. Finansal Hizmetler Ajansı (FSA) ve Menkul Kıymetler ve Borsa Denetim Komisyonu (SESC), yeni yasa kapsamında borsalardan daha fazla şeffaflık ve veri paylaşımı talep edecek. Bu sayede, fiyat manipülasyonu ya da bilgi sızıntısı gibi eylemler tespit edildiğinde cezai yaptırımlar uygulanabilecek.
Düzenlemenin amacı yalnızca yasa dışı kazançları önlemek değil; aynı zamanda kripto yatırımcılarını korumak ve piyasa güvenilirliğini artırmak. Hükûmet yetkilileri, Japonya’nın dijital finans alanında küresel bir merkez olma hedefi doğrultusunda “adil, denetlenebilir ve şeffaf” bir piyasa yapısının şart olduğunu vurguluyor.
Yeni yasanın 2026 yılına kadar parlamentoya sunulması bekleniyor. Kabul edilmesi halinde Japonya, kripto varlık piyasalarını menkul kıymetlerle aynı hukuki zeminde değerlendiren ilk ülkelerden biri olacak. Uzmanlar, bu adımın Asya genelinde benzer regülasyonların önünü açabileceğini düşünüyor.

ABD eski Başkanı Donald Trump ve ailesi, son bir yıl içinde kripto projelerinden 1 milyar doların üzerinde vergi öncesi kazanç elde etti. Bu kazanç, Trump ailesinin hem doğrudan yatırım yaptığı hem de isim haklarını kullandırdığı projelerden geldi. Özellikle TRUMP ve MELANIA isimli token’ların yanı sıra, World Liberty Financial (WLFI) adlı girişimin büyük bir gelir yarattığı bildiriliyor.
Söz konusu projeler, Trump markasının popülaritesinden yararlanarak kısa sürede yüksek işlem hacmine ulaştı. WLFI’nin token satışları ve kullanıcı katılımı, ailenin dijital varlık gelirlerinin önemli kısmını oluşturdu. Bunun yanı sıra, Trump yönetimine yakın bazı kişilerin kripto düzenlemeleriyle ilgili pozisyonlara atanması, çıkar çatışması ve etik tartışmalarıyeniden gündeme taşıdı.
Uzmanlara göre Trump ailesinin kripto yatırımlarındaki başarısı, yalnızca piyasa stratejisiyle değil, aynı zamanda mevcut düzenleyici ortamdan kaynaklanan avantajlarla da ilişkili. Kripto varlıklar üzerindeki denetim eksikliği, ünlü isimlerin bu alanda geniş kâr marjları elde etmesini kolaylaştırıyor.
Bu durum, kripto ekonomisinin yalnızca finansal değil, politik ve toplumsal etkilerinin de derinleştiğini gösteriyor. Trump ailesinin kazançları, dijital varlıkların artık küresel servet ve güç dengeleri üzerinde ciddi bir rol oynamaya başladığının en somut örneklerinden biri olarak görülüyor.

Dünyanın en büyük varlık yönetim şirketi BlackRock’ın CEO’su Larry Fink, dijitalleşmenin finans sektöründe devrim yaratacağını söyledi. CNBC’ye konuşan Fink, geleneksel finansal araçların dijital tokenlara dönüştürülmesinin (tokenizasyon), önümüzdeki yıllarda küresel piyasaları köklü biçimde değiştireceğini vurguladı.
Fink’e göre hisse senetleri, tahviller ve gayrimenkuller gibi klasik yatırım araçlarının dijital ortama taşınması, piyasaları daha erişilebilir hale getirerek genç yatırımcıları finans dünyasına çekecek. Bu sayede yatırım süreci daha şeffaf, hızlı ve küresel ölçekte kapsayıcı bir hale gelecek.
BlackRock, bu vizyon doğrultusunda dijital varlık stratejilerini hızla genişletiyor. Şirket, Mart 2024’te 2,8 milyar dolarlık “BUIDL” fonunu piyasaya sürerek dünyanın en büyük tokenize edilmiş nakit fonunu yönetmeye başladı. Fink, bu adımın yalnızca bir başlangıç olduğunu ve dijital varlık yönetimi alanında yeni ürünlerle liderliği pekiştirmeyihedeflediklerini söyledi.
BlackRock’ın spot Bitcoin ETF’i IBIT, piyasaya çıkışından sadece iki yıl sonra 100 milyar dolarlık yönetilen varlıkseviyesini aşarak rekor kırdı. Şirketin portföyünde 804.944 BTC bulunuyor — bu da Bitcoin’in toplam arzının yaklaşık %3,8’ine denk geliyor.
BlackRock, yalnızca Bitcoin değil, Ethereum (ETH) yatırımlarını da genişletiyor. Şirketin ETH portföyü şu anda 17,3 milyar dolar seviyesinde. Bu durum, finans devinin dijital varlıklara yönelik güveninin ve uzun vadeli planlarının göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Larry Fink, uzun vadeli hedeflerinin “tüm yatırım varlıklarını dijitalleştirmek” olduğunu dile getirdi. Ona göre, borsada işlem gören fonlardan gayrimenkullere kadar her varlık sınıfı token formatında temsil edilebilir. Böylece, dijital cüzdan kullanıcıları da geleneksel piyasalara daha kolay entegre olabilecek.
Dünya genelinde dijital cüzdanlarda tutulan 4,1 trilyon dolarlık varlık göz önünde bulundurulduğunda, Fink bu dönüşümün yalnızca teknolojik değil, aynı zamanda ekonomik bir devrim anlamına geldiğini savunuyor. BlackRock da bu sürece öncülük etmek için teknoloji altyapısına ve dijital finans çözümlerine yatırımlarını artırmaya kararlı.

Ripple, kurumsal hazine yönetimi alanında faaliyet gösteren GTreasury’yi 1 milyar dolarlık bir anlaşmayla bünyesine kattı. Şirket, bu satın almayla birlikte dijital varlıkların —özellikle stablecoin ve tokenize mevduatların— kurumsal hazinelerde daha etkin biçimde kullanılmasını sağlayacak. Ripple’ın altyapısı sayesinde şirketler, fonlarına 7/24 erişimsağlayabilecek ve uluslararası ödemeleri anında gerçekleştirebilecek. CEO Brad Garlinghouse, mevcut finans sistemlerinin yavaşlığı ve maliyetliliğine dikkat çekerek, “Blok zinciri bu sorunlara doğrudan çözüm sunuyor” dedi.
Bu adım, Ripple’ın 2025 yılındaki üçüncü büyük satın alması oldu; şirket daha önce Hidden Road (1 milyar dolar) ve Rail (250 milyon dolar) platformlarını almıştı. Bu hamleler, geleneksel finansla dijital varlık ekonomisi arasındaki bağın hızla güçlendiğini gösteriyor.
Ripple, aynı zamanda küresel ölçekte ortaklıklarını genişletiyor. Eylül ayında BBVA ile yaptığı anlaşma, bankanın dijital varlık sorumluluğunu Ripple’a devretmesini sağladı. Franklin Templeton ve DBS Bank ile birlikte XRP Ledger üzerinde tokenize ticaret hizmetleri başlatmak için bir mutabakat zaptı imzalandı. Ayrıca şirket, Bahrain Fintech Bayile iş birliği yaparak RLUSD adlı dolar destekli stablecoin’ini Bahreyn’in dijital varlık ekosistemine entegre etmeyi hedefliyor.
Tüm bu gelişmeler, Ripple’ın SWIFT’in küresel ödeme hakimiyetine alternatif bir blok zinciri tabanlı altyapı kurma vizyonunun parçası olarak öne çıkıyor.


