SocialFi’nin kullanıcıyı güçlendirme vaadinin nasıl performans baskısına, görünürlük zorunluluğuna ve sessiz bir tükenmişliğe dönüştüğü analiz ediliyor.
Kripto dünyasında her yeni kavram genellikle aynı vaadle gelir: kullanıcıyı merkeze almak. SocialFi de bu vaadin en güçlü örneklerinden biri. İçerik üretenin kazandığı, etkileşimin değere dönüştüğü, aracısız bir sosyal ekosistem fikri kulağa oldukça cazip geliyor.
Ancak pratikte şu soru giderek daha fazla gündeme geliyor: Bu modeller gerçekten kullanıcıyı mı güçlendiriyor, yoksa onu sürekli performans sergilemek zorunda bırakan yeni bir yapıya mı sokuyor?
SocialFi’nin temel farkı, sosyal etkileşimi ölçülebilir ve ödüllendirilebilir hale getirmesi. Beğeni, paylaşım, takip, görünürlük… Daha önce yalnızca sosyal değer taşıyan bu davranışlar artık ekonomik karşılık buluyor.
Bu dönüşüm ilk bakışta adil görünüyor. İçerik üreten karşılığını alıyor. Ancak zamanla fark edilen başka bir şey var: Sosyal etkileşim, süreklilik talep eden bir üretim baskısına dönüşüyor.
Kullanıcı artık yalnızca paylaşmıyor; takip ediliyor, ölçülüyor, sıralanıyor. Sessiz kalmak görünmez olmak anlamına geliyor. Görünmez olmak ise sistem dışına düşmek demek.
SocialFi modellerinin en kritik bileşeni, çoğu zaman en masum görünen yerden başlar: teşvik.
Token, puan, rozet ya da görünürlük fark etmeksizin; sistem, kullanıcıya sürekli olarak “bunu yaparsan karşılığını alırsın” mesajı verir. Bu mesaj ilk etapta motive edicidir. Ancak zamanla, motivasyonun kaynağı sessizce yer değiştirir.
Başlangıçta kullanıcı içerik üretir çünkü paylaşmak ister. Ardından paylaşır çünkü etkileşim alır. Bir noktadan sonra ise paylaşır çünkü paylaşmadığında geride kalacağını hisseder. İşte davranışın değiştiği an tam olarak burasıdır.
Teşvik mekanizması artık bir ödül olmaktan çıkar, bir beklentiye dönüşür.
Bu noktada sistem, kullanıcıyı doğrudan yönlendirmez. Daha sofistike bir şey yapar: Belirli davranışları ödüllendirerek, diğerlerini görünmez kılar. Kullanıcı neyin “değerli” olduğunu sistemden öğrenmeye başlar. Zamanla içerik, kullanıcının içsel tercihlerini değil; algoritmik geri bildirimi yansıtır.
Bu dönüşüm genellikle fark edilmez çünkü süreç ani değildir. Yavaş ilerler. Kullanıcı hâlâ özgür olduğunu düşünür, ancak özgürlüğün sınırları artık teşvik tasarımı tarafından çizilmeye başlamıştır.
Buradaki kırılma noktası şudur: Teşvik, davranışı desteklemekten çıkıp davranışı tanımlamaya başladığında, sosyal alan doğal akışını kaybeder.
SocialFi bağlamında bu, kullanıcıların daha fazla etkileşim getiren formatlara yönelmesiyle kendini gösterir. Daha keskin söylemler, daha hızlı tüketilen içerikler, daha görünür tepkiler… Bunlar bireysel tercihler gibi görünür; oysa çoğu zaman sistemin sessiz yönlendirmesinin sonucudur.
Bu durum, kullanıcıyı yalnızca üretken kılmaz; aynı zamanda sürekli ölçülen bir aktöre dönüştürür. Ne kadar paylaştığı, ne kadar etkileşim aldığı, ne kadar “aktif” olduğu sürekli olarak kayıt altındadır. Sosyal alan, böylece bir ifade alanı olmaktan çıkar; performans alanına dönüşür.
Davranış değişimi tam da burada kalıcı hale gelir. Kullanıcı artık “ne söylemek istiyorum?” sorusunu değil, “bu işe yarar mı?” sorusunu sormaya başlar.
Bu, SocialFi’nin teknik bir problemi değil; tasarımsal bir sonucudur.
SocialFi’nin merkezinde yer alan en kritik kırılma, sosyal etkileşimin ekonomik bir sinyale dönüştüğü andır. Paylaşmak, yorum yapmak ya da görünür olmak; artık yalnızca sosyal bir tercih değil, ölçülebilir bir çıktı haline gelir. Bu dönüşüm, başlangıçta adil bir dengeleme gibi sunulur: Değer üreten karşılığını almalıdır.
Ancak burada gözden kaçan bir detay vardır. Sosyal alan, doğası gereği düzensizdir. İnsanlar her zaman üretmek istemez, her zaman görünür olmayı seçmez. SocialFi ise bu düzensizliği istikrarlı bir üretim modeline dönüştürmeye çalışır.
Bu noktadan sonra sosyal olmak, spontane bir davranış olmaktan çıkar. Yerini, süreklilik gerektiren bir faaliyete bırakır. Kullanıcı, sistemde kalabilmek için aktif olmak zorunda hisseder. Sessizlik bir tercih değil, geri düşme riski olarak algılanır.
Böylece sosyal alan, yavaş yavaş bir “iş” mantığına evrilir. Kullanıcı üretir, takip eder, etkileşim kurar; ama bu döngünün içinde kalabilmek için kendini sürekli güncellemek zorunda hisseder. Sosyal olmak, burada bir ihtiyaç değil; bir zorunluluk haline gelir.
SocialFi ekosistemlerinde güvenin nasıl oluştuğu, klasik sosyal ilişkilerden belirgin şekilde ayrılır. Geleneksel olarak güven; zamanla, tutarlılıkla ve bağlamla inşa edilir. SocialFi’de ise güven, çoğu zaman görünürlük üzerinden okunur.
Takipçi sayıları, etkileşim oranları, cüzdan hareketleri… Bu metrikler, kullanıcı hakkında hızlı bir fikir verir. Ancak hızlı fikir, her zaman doğru fikir değildir. Görünürlük, güvenin yerine geçmeye başladığında, sahicilik arka plana itilir.
Bu durum, kullanıcıyı iki yönlü baskı altına alır. Bir yandan görünür olmak ister; diğer yandan bu görünürlüğün güven olarak algılanmasını umar. Ancak sistem, bu ikisi arasındaki farkı net biçimde ayırmaz. Sonuçta kullanıcı, güven inşa etmek yerine güven izlenimi üretmeye yönelir.
Buradaki risk teknik değildir. Bu, bir protokol açığı değil; algısal bir kaymadır. Güvenin ölçülebilir hale gelmesi, onu aynı zamanda manipüle edilebilir de kılar.
SocialFi’de yorgunluk genellikle “çok fazla içerik” ya da “çok fazla rekabet” ile açıklanır. Oysa asıl yıpratıcı olan şey, sürekli görünür olma halidir. Kullanıcı yalnızca üretmekle kalmaz; ürettiğinin nasıl karşılandığını da sürekli takip eder.
Bu takip hali, zamanla bir iç denetime dönüşür. Kullanıcı, ne paylaşacağına karar verirken artık kendi motivasyonunu değil, sistemin olası tepkisini düşünür. Bu durum, fark edilmeden zihinsel bir yük yaratır.
Üstelik bu yorgunluk çoğu zaman başarıyla birlikte gelir. Etkileşim artar, görünürlük yükselir, ödüller alınır. Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda görünür. Ancak içeride, kullanıcı giderek kendine ait olmayan bir ritme uyum sağlamaya çalışır.
Bu sessiz yıpranma, SocialFi’nin en az konuşulan ama en yaygın etkilerinden biridir. Çünkü sistem durmaz; kullanıcı durmak isterse, sistemin dışında kalacağını hisseder.
SocialFi’nin temel problemi, sosyal etkileşimi ödüllendirmesi değildir. Asıl mesele, sosyal etkileşimi optimize edilebilir bir değişken olarak ele almasıdır. İnsan ilişkileri, algoritmik olarak iyileştirilebilecek süreçler değildir.
Bir etkileşimi daha “verimli” hale getirmek mümkündür; ama daha “anlamlı” hale getirmek her zaman mümkün değildir. SocialFi, bu ikisini çoğu zaman birbirine karıştırır. Daha fazla etkileşim, daha fazla değer ürettiği varsayılır.
Oysa sosyal alanın değeri, çoğu zaman ölçülemez olan şeylerde yatar: bağlam, niyet, sessizlik, süreklilik. Bunlar optimize edilemediği için sistem dışında kalır. Sistem içinde kalan ise ölçülebilen, tekrar edilebilen ve hızla tüketilebilen davranışlar olur.
Bu noktada SocialFi, kullanıcıyı güçlendirmek yerine onu sistemin mantığına uyum sağlayan bir aktöre dönüştürme riski taşır. Güçlenme vaadi, yerini uyum baskısına bırakır.
SocialFi, kriptonun sosyal alanla kurduğu en iddialı temaslardan biri. Ancak bu temasın gerçekten güçlendirici olabilmesi için, etkileşim ile anlam arasındaki farkın iyi korunması gerekiyor. Kullanıcıyı merkeze almak, onu sürekli üretmeye zorlamak anlamına gelmemeli.
Sosyal alan, performansla değil; insani ritimle ayakta kalır. Görünürlük, güvenin yerini aldığında; teşvik, ifadenin önüne geçtiğinde; kullanıcı güçlenmez, yavaş yavaş tükenir.
Kripto ekosisteminde asıl fark yaratan şey, her davranışı ödüllendirmek değil; hangi davranışların ödüllendirilmemesi gerektiğini de bilebilmektir.
Güven, görünürlükle değil; anlamla kurulur. Güvenle kalın..
Yazar: Meltem Erdem
Editör: Gate TR Akademi Ekibi


