Bu makale, Meta ve Manus hamleleri ile Zhipu ve MiniMax’in halka arz süreçlerinden yola çıkarak, yapay zekâ ürünlerinin ilgi çekici demolar aşamasından gerçek ölçekli kullanım aşamasına geçerken hangi kriterleri karşılaması gerektiğini inceliyor. Odak noktası, dikey uygulamalardan genel amaçlı platformlara evrilen ürün stratejileri.
Yeni yılın başında, 2026’ya dair bazı düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.
Yılın dönüm noktasında, Meta’nın Manus’u satın alması ve Zhipu ile MiniMax’in Hong Kong Borsası’nda halka arz edilmesi gibi gelişmeler, küresel AI girişimcileri için güçlü bir moral kaynağı oldu. Bu gelişmeler, çağımızın sunduğu büyük fırsatların artık yalnızca vizyonla değil, gerçek sermaye akışıyla da doğrulandığını gösteriyor.
Benim perspektifimden bakıldığında, son üç yıldır AI girişimciliğinde hissedilen o uzun ve kaygılı “baharı bekleme” dönemi artık sona ermiş durumda.
Bu durumu Çin’in geleneksel 24 güneş dönemi (solar terms) kavramına benzetebiliriz. Her dönem, farklı ürünlerin ekimi için uygundur. Eğer ChatGPT “İlkbaharın Başlangıcı”nı temsil ediyorsa, 2024’te “Yağmur Suları”, 2025’te “Böceklerin Uyanışı” aşamasını geçtiğimizi söyleyebiliriz. Bu bakış açısıyla, 2026 yılı “Bahar Ekinoksu” olabilir.
Girişimcilerin temposu ve sermaye piyasalarının davranışları da bu görüşü destekliyor. 2023’te fon bulabilen yerli AI girişimcilerinin büyük çoğunluğu büyük dil modelleri (LLM) geliştiriyordu. 2024’te ise birçok ekip, “kabuk uygulamalar” olarak adlandırılan denemelere yöneldi; yeni yönler keşfedildi ancak sermaye temkinli kaldı ve geniş bir fikir birliği oluşmadı. 2025’e gelindiğinde, gerçek sorunları çözen uygulamalar ortaya çıkmaya başladı ve yerli sermaye daha aktif hâle geldi.
Örneğin, 2024’te oldukça temkinli davranan önde gelen yerli VC’ler, 2025’te onlarca yatırım gerçekleştirdi. Bu, yatırım gazının yaklaşık %80 oranında açıldığını gösteriyor. Bu “sert hızlanma” artık ana akım hâline geliyor; yatırımcılar arasında fikir birliği çok daha hızlı oluşuyor ve büyük fonlar AI donanımı gibi alanlara agresif biçimde yöneliyor.
2026’ya gelindiğinde, büyük modellerin yetenekleri hızlanarak artmaya devam edecek. Sermaye cephesinde ise Manus’un satın alınması ve Zhipu ile MiniMax’in halka arzları, karar alma süreçlerinde zincirleme reaksiyonlar yaratan kritik tetikleyiciler oldu. “Tam gaz” yatırım iştahı belirgin biçimde artıyor. Teknoloji, sermaye, pazar ve kullanıcı tarafındaki değişimler, AI dünyasında adeta mevsimlerin değiştiğini gösteriyor.
Bu noktada doğrudan şu soruyu sormak gerekiyor: 2026’da hangi girişimciler fon bulmakta daha avantajlı olacak ve gerçekten ilerleme kaydedebilecek?
İki yıl önce, etkileyici bir demo kullanıcı ilgisini çekmeye ve hatta yatırım almaya yetebiliyordu. Bugün ise yalnızca “cool” olmak yeterli değil. Bir ürün ya gerçek anlamda fayda sağlamalı, önceki nesillere kıyasla ezici bir üstünlük sunmalı ya da bulunduğu kategori için yeni bir tanım getirmeli.
Bu dönüşüm, yalnızca AI yazılım uygulamalarında değil, bu yılki CES’te sergilenen donanım ürünlerinde de net şekilde hissedildi.
Önceki yıllarda, birkaç dikkat çekici özellikle “AI donanımı” etiketi taşıyan ürünler büyük ilgi görüyordu. Ancak bu yıl tablo değişti. Artık insanlar yalnızca “AI konsepti”ne veya yüzeysel “AI özellikleri”ne para ödemiyor. AI’yi yalnızca sohbet veya basit AIGC özellikleri eklenen bir kozmetik katman olarak görmek, başarı getirmiyor.
Sektör ve kullanıcılar daha rasyonel bir noktaya geri dönmüş durumda: AI ürünün makyajı değil, iskeleti olmalı.
Bugün insanları gerçekten heyecanlandıran şey, bir cihazın “AI donanımı” olup olmadığı değil; seçtiği senaryoda en iyi çözüm olup olmadığı. Bu da AI’nin — büyük model kullanılsın ya da kullanılmasın — net bir bağlam içinde, kullanıcıya daha önce mümkün olmayan bir deneyim ve değer sunacak şekilde çekirdek motor olarak entegre edilip edilmediğine bağlı.
Bu derin değer sorgusu, hem yatırımcıların hem de giderek daha bilinçli hâle gelen kullanıcıların ana odağı hâline geliyor.
Bu dönüşümü sağlamak için, ürünün giriş noktasını ve AI yeteneklerinin nasıl konumlandığını yeniden düşünmek gerekiyor. Bu “mevsimde”, genel çözümler yerine dikey (uzmanlaşmış) yaklaşımlar çok daha anlamlı sonuçlar doğuruyor.
Genel amaçlı ürünler, kullanıcılara sınırsız olasılık sunar; ancak net senaryolar tanımlanmadığında, kullanıcıların çoğu ne yapacağını bilemez ve ürün ilk temas anında bağ kurma fırsatını kaçırır.
Dikey ürünler ise belirli bir kullanıcı grubunun somut bir problemini çözmeye odaklanır. Geliştirme ve pazarlama süreçleri bu ihtiyaca göre şekillenir, kaynaklar daha verimli kullanılır ve ilk temas anında “wow etkisi” yaratma olasılığı artar.
Bu yaklaşım, güçlü kullanıcı etkileşimi ve veri geri bildirim döngülerini erkenden kurmanızı sağlar. Bu sayede, başlangıçta dar bir alanda konumlanıp ileride yatay genişleme potansiyeli elde etmek daha mümkün hâle gelir.
Bu aşamada girişimcilerin kendine sorması gereken iki temel soru vardır:
Elbette, senaryo ne kadar net olursa değer tavanı o kadar sınırlı görünebilir. Bağımsız geliştirici olmak istiyorsanız bu yeterlidir. Ancak VC destekli, ölçeklenebilir ve yüksek tavanlı bir şirket kurmak istiyorsanız ikinci bir soruyu sormanız gerekir: Gelecekteki genişleme hattı nerede? Nihai hedef ne?
Yatırımcılarla yapılan görüşmelerde, küçük ama sağlam bir giriş noktasını yakalayabilmek taban olarak görülür. Asıl farkı yaratan ise bu giriş noktasından ileriye doğru uzanan ikna edici genişleme hattıdır — yani tavan.
,
Bu genişleme hattı, çoğu zaman bir hikâye anlatımı değil, ürünün ilk tasarımına gömülüdür. İki temel boyutta ele alınabilir:
Sadece ARR ve satışlara değil, ürününüzün içinde zamanla büyüyen veri varlıklarına odaklanın.
AI çağında, bir ürün kullanıcı etkileşimiyle güçlenmiyorsa, onu geleneksel yazılımdan ayıran nedir? ARR, SaaS için hâlâ önemli bir PMF göstergesidir; ancak AI çağında uzun vadeli değeri tek başına yansıtmaz.
Birçok girişimci artık AI ürünlerini kendini besleyen büyüme konteynerleri olarak görüyor. Güçlü bir ürün şirketi eninde sonunda kendi modelini geliştirir ve bir “model şirketi”ne dönüşür. Ancak bundan önce atılması gereken temel adım, veri şirketi olmaktır.
Canlı kullanıcı ihtiyaçlarından beslenen veriyle ürün hendekleri oluşturmak; dar senaryolardan geniş senaryolara, düşük LTV’den yüksek LTV’ye geçişi mümkün kılar ve sürdürülebilir ticari büyümeyi tetikler.
Yazılım ya da donanım fark etmeksizin, tedarik zinciri bugün her zamankinden daha kritik. Büyük modelleri çağırarak veya Çin’in üretim avantajlarını kullanarak demo üretmek kolaydır; ancak gerçek ürünler derin ve sofistike tedarik zincirleri gerektirir.
Bu; alan-özel etiketli veriler, özel modeller, iş akışları ve veri birikimi olabilir. Ya da DJI ve Unitree Robotics örneğinde olduğu gibi, donanım tarafında motor gibi kritik bileşenleri özelleştirmek olabilir. Tedarik zinciriniz ne kadar derinse, kopyalanmanız o kadar zor olur ve liderliğiniz o kadar uzun sürer.
Düz bir tedarik zincirinde kontrol ettiğiniz halka azdır; farkınız çoğu zaman UI veya tasarım seviyesinde kalır. Ancak kendi uzattığınız zincirde yüksek zemin (high ground) yaratırsınız. Kullanıcı verileriyle kişiselleştirme, iş akışlarını soyutlayarak maliyet düşürme, hesaplama ve sensörleri senaryoya göre uyarlama… Ürün, buzdağının görünen kısmıdır; asıl kütle suyun altındadır.
Girişimciliği basketbola benzetirsek, pota yaratmak istediğiniz nihai kullanıcı değeridir.
Yarım sahadan üçlük atmayı da seçebilirsiniz, üç adımlı turnikeyi de. İki yol da aynı potaya çıkar.
“Yarım saha üçlüğü”, büyük vizyonla doğrudan son hedefe oynamaktır. Bu girişimciler genellikle baştan 100–200 milyon dolarlık fon bulabilir. Ancak beklenti büyüdükçe baskı da büyür.
Çoğu “sıradan girişimci” için ise elde yalnızca bir top vardır. Bu durumda en rasyonel strateji üç adımlı turnikedir.
Manus’un hikâyesi de buna güzel bir örnektir. İlk bakışta yarım saha şutu gibi görünse de, gerçekte klasik bir üç adımlı turnikedir. Monica ile başlayan dar ama sağlam giriş, ardından Manus ile gelen derinleşme ve ölçeklenme… Sonunda pota bulunmuştur.
2023’te “önce başlayalım” demek yeterliyken, 2026’da asıl kritik soru şudur:
“Nasıl yapmalıyız?”
Herkes için tek bir doğru yol yoktur. En doğru strateji, kaynaklarınıza, teknik seviyenize ve pazar koşullarına en uygun olanıdır. Tarihten ders alınabilir ama tarih birebir tekrar etmez.
2026 belki yeni bir Manus hikâyesi yazmaz; ama kesinlikle daha fazlasını yazacaktır.
Herkesin kendi potasını bulduğu ve adım attığı bir yıl olması dileğiyle.
Bu makale, Block Beats kaynağından alıntılanmıştır. Telif haklarına ilişkin sorularınız için bizimle iletişime geçebilirsiniz.


