Öncelikle Renminbi’nin neden bir değerlenme eğilimine girdiğini incelemek gerekiyor. Bunun için temel bir makroekonomik kavrama geri dönelim: Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH). GSYH her ne kadar bazı sınırlamalara sahip olsa da, bir ülkenin genel ekonomik sağlığını ölçmek için hâlâ en sade ve işlevsel göstergelerden biri olmaya devam ediyor. GSYH şu formülle ifade edilir:
GSYH = C + I + G + (X – M)
Burada:
C: Tüketim Harcamaları – Hanehalkı ve bireylerin nihai mal ve hizmetlere yaptığı toplam harcama
I: Yatırım Harcamaları – Şirketlerin sermaye yatırımları ve konut inşaatları
G: Kamu Harcamaları – Transfer ödemeleri hariç devletin mal ve hizmet alımları
X – M: Net İhracat – İhracat (X) eksi ithalat (M)
Bu çerçeve kullanıldığında, Renminbi’nin neden değer kazandığı daha net biçimde ortaya çıkıyor. Üç ana faktör öne çıkıyor.
Daha güçlü bir Renminbi’nin ilk avantajı, yabancı sermaye girişlerini hızlandırmasıdır. Hem ABD hem de Çin son dönemde ciddi borç sorunlarıyla karşı karşıya. ABD’de bu durum federal hükümet borçlarıyla, Çin’de ise yerel yönetimlerin bilanço dışı yükümlülükleriyle kendini gösteriyor.
ABD Hazine tahvilleri yüksek likiditeye sahip olduğu ve büyük ölçüde yabancı yatırımcılar tarafından tutulduğu için, temerrüt riski hızla fiyatlara yansıyor ve ABD’nin borcunu çevirmesini zorlaştırıyor. Bu nedenle ABD, sıklıkla doların değer kaybına izin vererek borcun reel değerini düşürmeyi tercih ediyor; yani faiz indirimleri ve parasal genişleme yoluyla bir tür “enflasyon vergisi” uyguluyor.
Çin’de ise yerel borçların büyük kısmı yurtiçinde tutuluyor. Bu da otoritelere vade uzatma veya mali transferler gibi daha esnek yeniden yapılandırma seçenekleri sunuyor. Dolayısıyla Renminbi, borç dinamikleri açısından daha az baskı altında kalıyor. Ancak her iki ülkede de yüksek borç seviyesi, kamu harcamaları yoluyla GSYH’yi büyütme kapasitesini sınırlıyor. Bu ortamda Renminbi’nin değerlenmesi, sermaye girişlerini teşvik ederek büyümeyi destekleyen bir araç olarak öne çıkıyor.
Güçlü bir Renminbi, ithal ürünleri yerli tüketiciler için daha erişilebilir hâle getiriyor. Bu etki iki temel kanaldan gerçekleşiyor. İlk olarak, özellikle gıda ve enerji gibi zorunlu tüketim kalemlerinde satın alma gücü artıyor. Kısa vadede tüketiciler, daha fazla ithal ürünü daha düşük fiyatlarla görebiliyor.
İkinci olarak, şirketler açısından ithal edilen hammadde ve kritik ara girdilerin maliyeti düşüyor. Bu durum kâr marjlarını iyileştirirken, firmalara yatırım yapma veya temettü dağıtma konusunda daha fazla alan açıyor.
Kasım ayında Çin’in ticaret fazlasının 1 trilyon doları aşmasıyla birlikte, Renminbi’nin değeri üzerindeki küresel tartışmalar da yoğunlaştı. Bu durum özellikle Avrupa Birliği ile olan ticari ilişkilerde sürtüşmelere yol açtı. Çünkü küresel düzeyde cari dengeler toplamda sıfır olmak zorunda; bir ülkenin fazlası, başka bir ülkenin açığı anlamına geliyor.
Bugünün düşük büyüme ortamında, artan ticaret açıkları gelişmiş ekonomilerde GSYH üzerinde baskı yaratıyor. Ülkelerin önünde iki seçenek bulunuyor: Gümrük tarifelerini artırmak ya da döviz kurunu ayarlamak. ABD–Çin ticaret savaşında görüldüğü üzere, tarifeler şu anda geçici olarak rafa kaldırılmış durumda. Renminbi’nin kontrollü biçimde değerlenmesine izin verilmesi ise siyasi tansiyonu azaltıyor ve bu alandaki kamu harcamalarını sınırlıyor.
Tüm bu avantajlara rağmen, Renminbi’nin değerlenmesi kademeli ve kontrollü olmak zorunda. Son dönemdeki hızlı yükselişin bir nedeni de yıl sonu büyüme hedeflerinin fiilen tutturulmuş olması. Çin ekonomisi üçüncü çeyrek itibarıyla %5,2 büyüyerek yıllık “yaklaşık %5” hedefini büyük ölçüde yakaladı.
Bu noktada sınırlı bir değerlenmeye izin vermek, ekonomiyi gelecek yılın dönüşüm sürecine hazırlamak ve piyasa dinamiklerini erkenden gözlemlemek açısından faydalı görülüyor. Aksi hâlde, Çin Merkez Bankası’nın güçlü rezervleri kur istikrarını sağlamak için yeterli olurdu.
İleriye dönük olarak ise Renminbi’deki değerlenme hızının belirgin biçimde yavaşlaması bekleniyor. Net ihracat hâlâ Çin GSYH’sinin önemli bir bileşeni. Aşırı hızlı bir değerlenme, net ihracatı daraltarak gelecek yılın büyüme hedeflerini zorlaştırabilir.
Kısa vadeli Renminbi dinamiklerini ele aldıktan sonra, USDT’nin neden iskonto ile işlem gördüğüne bakalım. Burada üç temel neden öne çıkıyor:
Özetle, USDT iskontosu büyük ölçüde kısa vadeli arz-talep dengesizliklerinden kaynaklanıyor ve yapısal bir sorun niteliği taşımıyor. Ancak Renminbi’nin güçlü seyrinin devam etmesi, Renminbi bazlı yatırımcılar için kısa ve orta vadede kur farkı zararları doğurabilir.
Renminbi değer kazanırken USD stablecoin’lerin Renminbi’ye çevrilmesi gerekir mi? Portföyünüz aşırı şekilde USD stablecoin ağırlıklı değilse, sınırlı bir ayarlama yeterlidir. Aksi hâlde, dengeli bir varlık dağılımını korumak daha rasyonel bir yaklaşım olacaktır.
Bunun üç temel nedeni bulunuyor:
İlk olarak, mevcut USDT iskontosu geçici bir durumdur. Şu aşamada dönüşüm yapmak, kur farkı zararını realize etmek anlamına gelebilir. İskontonun normalleşmesini beklemek daha sağlıklı olur.
İkinci olarak, fırsat maliyeti göz ardı edilmemelidir. Çin ekonomisi dayanıklılığını korusa da, gayrimenkul fiyatlarındaki düşüşün yarattığı servet etkisi kaybı gibi yapısal sorunlar devam ediyor. Politika odağı istikrar, borç azaltımı, sanayi dönüşümü ve gelir dağılımı üzerinde yoğunlaşmış durumda. Son dönemde Çin borsasında görülen yükselişler, uzun vadeli büyümeden ziyade değerleme düzeltmesi veya spekülatif hareketlere benziyor. Öte yandan, Renminbi cinsi devlet tahvili getirilerinin düşmesi, varlık yeniden tahsisini daha maliyetli hâle getiriyor. Stablecoin’ler ise küresel likidite döngüsünde esneklik sunmaya devam ediyor.
Üçüncü olarak, Renminbi’nin değerlenme patikası belirsizliğini koruyor. ABD–Çin arasındaki gümrük tarifesi ateşkesi geçici nitelikte. ABD, ara seçim sürecine girerken ve Çin’in nadir toprak elementleri üzerindeki etkisini dengeleyemezken, gerilim şimdilik ertelenmiş durumda. Ancak üretimin yeniden ülkeye taşınması hedefleri karşılanmazsa, ticaret savaşları yeniden gündeme gelebilir ve bu da Renminbi kurunu etkileyebilir.
Renminbi değerlenmesine karşı on-chain ortamda nasıl korunma sağlanabilir? Geleneksel olarak bu amaçla FX türevleri kullanılır, ancak on-chain erişim hâlâ oldukça sınırlı. Geçtiğimiz yıl merkeziyetsiz bir FX türev platformu kurma fikri gündeme gelse de, piyasa araştırmaları likiditenin sığ olduğunu ve piyasa yapıcı ilgisinin düşük kaldığını gösterdi. Bunun temel nedeni regülasyonlar. Özellikle Çin ve Güney Kore gibi üretim odaklı ekonomilerde döviz kontrolleri temel bir politika aracı olduğu için, FX türevleri kripto varlıklardan bile daha sıkı denetleniyor.
Buna rağmen, izlenebilecek bazı alternatifler bulunuyor. Üç varlık sınıfı öne çıkıyor:
HKD, JPY ve KRW Stablecoin’leri: ABD’de stablecoin yasalarının kabul edilmesinin ardından, diğer ülkeler de kendi stablecoin projelerini hızlandırdı. Hong Kong doları ve Doğu Asya ekonomileri arasındaki yapısal benzerlikler, bu para birimlerinin birlikte hareket etme eğilimini artırıyor. Ancak döviz kontrollerine ilişkin endişeler ilerlemeyi yavaşlatmış durumda.
On-Chain Altın RWA’ları: Jeopolitik belirsizlikler ve doların değer kaybı beklentileriyle altın son yıllarda güçlü bir performans sergiledi. Tether Gold ve Pax Gold gibi token’lar on-chain ortamda yüksek likidite sunuyor. Ancak balon endişeleri ve son dönemdeki volatilite, temkinli olmayı gerektiriyor.
Euro Stablecoin’leri: Bu seçenekler arasında en cazip olanı euro stablecoin’ler. Circle’ın EURC’si tam uyumlu yapısı, yüksek arzı ve güçlü likiditesiyle öne çıkıyor. Ayrıca EUR/RMB paritesi, USD/RMB’ye kıyasla daha düşük volatiliteye sahip.
Bunun arkasında birkaç neden bulunuyor. Çin’in başlıca ihracat pazarları ASEAN, AB ve ABD. ABD ile ticari baskılar artarken, AB ve ASEAN marjinal büyümenin ana kaynakları hâline geldi. ASEAN ülkeleri Çin’in düşük ve orta segment ürünlerini emerken, AB daha çok yüksek katma değerli sanayi ürünleri için kritik bir pazar konumunda.
AB tarafında ise yüksek üretim maliyetleri, enerji krizi ve sanayi kârlılığındaki düşüş tüketimi baskılıyor. Buna rağmen, AB ülkeleri ticaret müzakerelerinde ABD kadar güçlü bir kaldıraç kullanamıyor. Bu nedenle, kur ayarlamalarından ziyade euro cinsi kazançların Avrupa’da yeniden değerlendirilmesi ön plana çıkıyor.
On-chain kur riski yönetimi açısından pratik bir strateji, USD stablecoin’leri EURC’ye çevirerek AAVE gibi protokollerde yaklaşık %3,87 getiriyle değerlendirmek olabilir. BTC gibi riskli varlıklara maruz kalmak isteyen yatırımcılar ise EURC’yi teminat göstererek USD stablecoin borçlanabilir ve bu fonları kripto varlıklara yönlendirebilir.
Bu makale, Web3_Mario kaynağından alıntılanmıştır. Telif haklarına ilişkin sorularınız için bizimle iletişime geçebilirsiniz.


